+90 530 402 11 12 aysin@aysinturpoglucelik.com

Yaygın bir biçimde ergenlik dönemi ile kazanıldığına inanılmasına karşın cinsellik, insanın doğuştan getirdiği bir işlevdir. Cinsel işlevler, diğer bütün işlevlerimiz gibi tüm çocukluk çağı boyunca gelişimini sürdürür; ergenlik çağının sonuna gelince, cinsel olgunluğa sahip yetişkin bireyin işlev düzeyine kavuşur.

Sanıldığının aksine bebekler dünyaya, diğer bütün duygular gibi cinsellik ve üremenin temelini oluşturan cinsel haz duygusuna sahip olarak gelirler. Erken çocukluk dönemlerinden itibaren, gelecekteki yetişkin işlev ve rollerine hazırlığın doğal bir parçası olarak, cinsel içerikli oyunlar oynarlar. Daha doğrusu, çocuk oyunları, gelecekteki kadınlık, erkeklik, annelik, babalık gibi temel rollerinin doğal bir parçası olan cinsel temalarını da içerir.

Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan, oyun niteliğinde olan veya olmayan pek çok cinsel deneyim, yetişkinlik dönemini, olumlu ya da olumsuz yönde  etkiler, hatta bazen bireyin yaşamına damgasını vurur.

Yapılan araştırmalar, ilk kez cinsel ilişkide bulunma yaşının neredeyse ergenlik çağının başlarına kadar indiğini gösteriyor. Bu durum, ruhsal yaralanmalar yanında,  istenmeyen gebelikler olmak üzere pek çok tehlikeyi de beraberinde getiriyor.

Henüz her ikisi de çocuk olan, cinsel olgunluğa erişmemiş, kendi gelişimleri hızla devam eden, korunmaya, kollanmaya, eğitime gereksinim duyan iki çocuğun, ana baba olarak yeni kuşakların sorumluluğunu taşıyamayacağı açıktır. Çocuk yetiştirme sorumluluğunu henüz taşıyabilme gücü olmayan iki çocuğun böyle bir riskle karşı karşıya gelmesi onlar üzerinde  travmatik etki yaratabilir. Hele ki bir kız çocuğunun kürtaj olmak zorunda kalması, ya da gebeliğin geç öğrenilmesi nedeniyle çocuğu doğurmak zorunda kalması, hem doğuran, hem doğan çocuk için travmatik sonuçlara neden olmaktadır. Öte yandan, gebelik riskini engellemek amacıyla, henüz cinsel gelişimini tamamlamamış kız çocuğunun, doğum kontrol yöntemlerini kullanması da risklidir.

Toplumumuzda özellikle, eğitim ve ekonomik düzeyin düşük olduğu kesimlerde sıkça yaşanan çocuk yaştaki evlilikler ve ergen gebelikleri, çok ağır sonuçları olan bir olgu. Bu olgu, henüz bedensel, cinsel, ruhsal olgunluğa erişmeden, kız çocuklarına, evlilik ve çocuk yetiştirme sorumluluğunun yüklenmesi sonucunda çıkıyor ve hem toplumsal, hem aile, hem de gelecek kuşaklar açısından, çözümü olanaksız problemlerin doğmasına neden oluyor.

Yapılan araştırmalar, erken yaştaki gebelik ve doğumların, hem anne, hem de bebeğin yaşam ve sağlığını ciddi risk altına soktuğunu gösteriyor. Çoğunlukla eğitim ve ekonomik düzeyi düşük ailelerin kız çocukları olan bu ergenler, eğitimlerini tamamlayamadıkları için, doğan bebekler de eğitimsiz ve yoksul, büyük oranda da mutsuz annelerin ve ailelerin çocukları olma kaderini paylaşıyorlar. Böylece, eğitimsiz, sağlıksız, yoksul ve mutsuz olmak, kuşaktan kuşağa aktarılan bir kadere dönüşüyor.

Bir yandan, kız ve erkek çocukların/ergenlerin bir arada büyümeleri, birbirleriyle arkadaşlık kurmaları, flört etmeleri, aşık olmaları, gelecekteki diğer tüm rolleriyle birlikte cinsel rollerine hazırlanabilmeleri açısından son derecede önemli; öte yandan geleceklerini tehlikeye sokacak deneyimlerden korunmaları da. Bu durum, ana-babalara sorumluluklar yüklüyor.

İnsan bütünsel bir varlık ve cinselliği, onun çok önemli ve ayrılmaz parçası. Bu nedenle ana-babaların çocuklarına, erken çocukluk dönemlerinden itibaren gelişmeye başlayan cinsel duygu ve arzularını yok saymayı veya bastırmayı değil, bilgi ve bilinçle yönetip yönlendirmeyi öğretmesi gerekiyor. Çocuklarını, gelecekteki rollerine; baskı kurmadan, korku ve kaygılar aşılamadan, kendilerine ve karşı cinse güvenlerini sarsmadan hazırlamaları, onları sağlıklı bireyler olarak yetiştirmeleri gerekiyor.

Kendisi ve diğerleri ile barışık, sağlıklı, huzurlu ve mutlu kuşakların yetiştirilmesi dileğiyle…

Psikolog Dr. Aysın Turpoğlu Çelik

30 Kasım 2018